Kazakistan tarihi


 


Halkın tarihi hafızası korunmadan, ulusun oluşması ve gelişmesi imkansızdır. Devletin sosyal çevresi ne olursa olsun ve devlet yapılanmasının o zamanlarda mümkün olabilecek hangi şekli kabul edilmiş olursa olsun, ulusal devletin ortaya çıkış zamanı her zaman ve her yerde tarihi geçmişteki en önemli merhaleler arasına girmektedir.



Kazak Hanlığı’nın 1471’de kurulması Kazakistan tarihinde bir dönüm noktasıdır. Bu olayın politik ve sosyal önemi şurada yatmaktadır ki, Kazak Hanlığı zamanlama olarak şu anda Orta Asya’da var olan Türki halklar tarafından (onların öncülleri veya tarihi ecdatları tarafından değil) kurulan ilk ulusal devlettir.

Kazak halkının oluşum süreci etnik alanın oluşumuna, etnopolitik, iktisadi, doğal ve coğrafi faktörlerin etkisiyle üç etnik toprak birliğinin doğuşuna eşlik etmiştir: Büyük, Orta ve Küçük. Bundan başka, halkın oluşmasından sonra da mevcut boy-kabile yapısı ve ayrıca ekonomi tipi ve kültürel gelenekler sistemi temel olarak muhafaza edilmiştir.

1459 yılında herhangi bir dağınık kabileler gurubu değil, Canıbek ve Giray uluslarının halklarını oluşturan boy ve kabileler birliği Yedinehir’e göçederek ayrılmıştı. Bunlar sadece politik bir gurup değil, karışık yapıda altetnik bir topluluktular. O yıl Yedinehir’in bozkır alanlarında oluşmakta olan Kazak halkının kendi adıyla tarihi karşılaşması gerçekleşti. Bundan böyle Canıbek ve Giray’ın yandaşlararının tarihiyle, ‘Kazak’ kelimesinin tarihi ayrılmaz bir birlik olarak birbirine kaynamışlardır. Böylece Kazak devletinin kurulması için gerekli koşullar Canıbek ve Giray tarafından 1466 tarhinde hazırlanmıştır.

O döneme ait Kazak hukukunun bilinen üç yasal düzenlemesi bulunmaktadır: ‘Kasım Hanın Kaska Jolı’ (Kasım Han’ın Adil Yolu), ‘Esim Hanın Eski Jolı’ (Esim Han’ın Eski Yolu) ki, halk bunları doğal olarak Kasım ve Esim Hanlarının adlarıyla bağdaştırmaktadır ve ‘Tauke Hanın Jeti-Jargısı (Tauke Han’ın Yedi Yargısı). Jeti-Jargı’da Kazakistan toplumunun 17. yüzyıldaki askeri-politik ve sosyal yaşamının gereklerinin ortaya çıkardığı emirnameler yeralmaktadır. Bu hukuki belgeler Kazak halkının birkil ve kendi devletine sahip olma konusundaki yüzyıllık hayallerini yansıtmaktaydılar.

Orta Asya’nın ortak adı Özbekler olan göçebe kabileler tarafından fethedilmesi bugünkü Özbek ve Kazak halklarının etno-politik tarihinde önemli bir olay olarak ortaya çıkmıştır. Eski Özbek ulusunu oluşturan önemli sayıdaki boyun Orta Asya’da yer değiştirmesiyle ortaya çıkan, bu ulusun insanlarının coğrafi-etni, sosyo-ekonomik ve kültürel-günlük yaşambakımlarından ayrılmaları anlamına gelen bu olay Kazak halkı olarak yeni bir birliğin kesin olarak oluşmasında anahtar rolü oynamıştır. O zamanlarda Doğu Deşt-i-Kıpçak olarak bilinen Kazakistan toprakları ‘Özbek’ ve Kazak’ terimlerinin tarihi dörtyol ağzı noktası ortası olmaktan çıkmıştır. ‘Özbek’ kelimesi Muhammet Şeybani Han’la birlikte Orta Asya’ya giden boy guruplarını ifade etmeye başlamış, Doğu Deşt-i-Kıpçak ve Yedinehir bozkırlarında göçmeye devam eden, Türki dilleri konuşan boyların adıyla kesin olarak ‘Kazak’ şeklinde ifade edilmeye, bunların ülkelerineyse Kazakistan denilmeye başlanmıştır.

Aynı dönemde devletin öğelerinden biri daha, yani sembolleri olmaya başlamıştır. Göçebe Kazakların değişmez askeri teçhizatlarından olan tug ve bunçuk savaş bayrakları olmuştur. Bu bayrakların en az iki işlevi vardı: Bunlar önemli kutsal sembollerdi, yürüyüş ve çarpışma sırasında ordulara kumanda edebilmenin en uygun araçlarından biriydi. Her soy, her ulus sultanı ve tabii ki Han bayrağa sahipti. Yerleşmiş geleneğe göre bir hanın en çok dokuz bayrağı vardı. ‘Dokuz bayraklı han’ (tokuz tulı han) dendiğinde kudretli bir handan bahsedildiği anlaşılıyordu.

Ortaçağ yazarlarının belirttiklerine göre Kazak yöneticileri ‘dokuz bayraklı hanlardı’. Bayrak sadece iktidarın dış sembolü değil, aynı zamanda kumandanın ve ordunun askeri şanı ve de namusuydu. Devletin kutsal sembolü olarak baş bayrak barış zamanlarında özenle korunur, sadece savaş için çıkarılırdı. Akınlarda ordu bayrağını korumakla bir kişi görevlendirilirdi.Bu kişi Kazak hanlığında yönetici olan Cengiz hanedanı üyelerinden, sultanlardan veya etkili beylerden, yani soy veya boy önderlerinden seçilirdi ve önem olarak Kazak ordusunun en üst kademedeki kumandanlarından hemen sonra gelirdi. Bayrak özel bir müfreze tarafından korunurdu. Bayrakların (tuşı) ölmesi askerler arasında her zaman panik yaratır, baş bayrağın düşmesi veya kaybolmasıysa ordunun yenildiği anlamına gelirdi. Timurlenk Toktamış’ın özel bayraktarını ordusuna alır. Çarpışmanın en can alıcı anında Toktamış’ın bayrağı sanki kendi kendine düşer, ordu ümitsiz bir şekilde yönetimsiz kalır ve yok olur. (O. Zotov-Çin Yolu Üzerindeki Avrasya : Sun-Tszı’da Sınav Avrasya Günlüğü.No 1 (2),1196 Syf:82)

İlk Kazak hanları Janıbek ve Giray, daha sonra da 1480’den itibaren Burunduk Han sayesinde yeni bir etno-politik birlik doğar. Bilindiği gibi Kazak hanları aralarında Astrahan Hanlığı’nın da olduğu hasımlarını o bölgeden kovarak Batı Kazakistan topraklarında yerleşmişlerdir. Nogaylar Kazaklarla yakın ilişkiler kurmuşlardır. Başlıca toprakları Volga ve Urallar olan Nogay Orda’yı yurt edinen boylar Kazakistan’ın batı bölgelerinde Kazak halkının karmaşık etnik oluşum sürecinde katılmışlardır.

15. Yüzyılın son üçte birinde Yedinehir boy ve soylarının Kazak Hanlığı’na adım adım katılımları süreci devam etmiştir. Kazak yöneticilerinin düzenledikleri saldırılar ve iç sorunlar sonucunda Moğolistan devleti çökmüş, 1514 yılında Moğol yöneticileri Türkistan a çekilmek zorunda kalmışlardır.Kazak Hanları bu dönemde Siri Derya şehirlerini ele geçirmek için Orta Asyalı Hükümdarlarla başarılı savaşlara başlarlar.

16-17. Yüzyıllarda Kazak Hanlığı güçlenmiştir, sınırlarını Kazakların etnik topraklarının başlıca topraklarını içine alan bölgelere genişletmiş ve Orta Asya’yla, Astrahan ve Sibirya Hanlıları ve Rus devletleriyle ilişkilere girmiştir.

İktidarı zamanında hızlı bir ‘toprak toplama’ süreci yaşana ünlü Kazak hanlarından biri Kasım Han olmuştur. Kasım Han’ın dış politikasının ana çizgisini Siri Derya şehirleri üzerindeki Kazak etkisinin güçlendirilmesi oluşturmaktaydı. Orta Asyalı hükümdar Muhammed Şeybani’nin ordularına karşı 1510 yılında kazandığı zafer, çevreleriyle birlikte Taşkent ve Türkistan dahil olmak üzere Türkistan şehirlerinin büyük bir kısmı ele geçirmesini sağlamıştır. Bu şehirler hemen hemen 1510 yıl Kazak Hanlığı’nın elinde kalmış ve 17-18. yüzyıl başında Kazak hanlarının ikamet ettikleri bir yer ve Kazak Hanlığı’nın politik merkezi olmuştur. Kasım Han Nogay Orda’nın çöküşünden faydalanarak topraklarını Batı Kazakistan’a genişletmiştir. 16.Yüzyılın yirmili yıllarında Kasım Han geniş Kazak topraklarındaki hükümdarlığını ilan etmiştir.

Kazakistan milliyetine bakmaksızın tüm yurttaşlarının çıkarlarını gözeten poli-etnik bir devlettir. Bu ayrıca hukuki ve politik bir gerçeklik. Bu ayrıca zengin bir gerçeklik. Kazak ulusunun ulusal kimlik problemini çözerken kimliğin diğer tarafı olan Kazakistan’ın politik ve sivil kimliğini unutmamak gerekmektedir. Bunlar kimliğin değişik mertebeleridir ve bu konuyu açıkça belirtmek gerekir. Burada herhangi bir çelişki bulunmamalıdır. Tarihi bir gerçek var: hızla değişen dünyada kendi ulusal ‘Ben’ini aşındırmamak için Kazakların net bir ulusal kimlik arzusu. Tüm Kazakistanlıların ortak yurttaşlık kimliğine doğru tarihsel olarak objektif ve kesinlikle gerekli bir hareket sözkonusudur. Bu süreçler ana vektöre göre birbirleriyle çelişmemekte, tam tersine birbirlerini tamamlamaktadırlar.

Bununla bağlı olarak Kazakistan için tümüyle pratik sorunlar ortaya çıkmaktadır. Kazakların şu veya bu küresel veya bölgesel kültürel akımlara yaptıkları medeni katkıların verimliliğini ve potansiyelini kabul ediyoruz. Ne Kazak kültür bağlamındaki Avrasyalılık doğasını, ne büyük İslam medeniyetine iştirakimizi, ne de Türki dünyayla olan tarihi ve kültürel birliğimizi reddetmemiz olanaksızdır. Ancak bunlar kimliğin ikincil biçimleridir ve yalnızca kendi net ulusal kimliğimizin sağlandığı şartlarda mümkündür. Bu yüzden bugün Kazak bilincinde var olan dünya tablosunun, kültürler ve uygarlıklarla karşılıklı etkileşim içinde bulunan büyük tarihimiz tarafından oluşturulan tabloların önemine rağmen, en ‘temel tablo’ dini veya medeni değil, ulusal olan tablodur.

Kaynakça: Tarihin Akışında, Nursultan Abişulu Nazarbayev Türkçesi: Fatma Arıkan – Serdar Arıkan © Nursultan Abişulu Nazarbayev © Omnia A.Ş. Om Yayınevi, İstanbul, Mart 2000

 
Reklam
 
Görmeyi Bil!
 
Hava Durumu
 
 

DİKKAT!!!

-----BURCU-----

siteme hoş geldiniz Kazak türkleriyle birlikte iyi vakitler geçirmeniz dileğiyle!

-----BURCU-----

SİNCAP

 
type="text/css">
 
Bugün 24 ziyaretçi (28 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
who's online



Create a Myspace LED Scroller








Daha fazla bilgi yarışması için buraya tıklayın